Aslında onu çıkardığı dergilerden, yazdığı makalelerden, vebaya karşı geliştirdiği yöntemden ve cemiyetlerde aldığı üst düzey görevlerden gayet iyi tanıyoruz.
Ortaköy’ün ünlü eczacısı Nicholas Apéry’nin (1802-1884) oğlu olan Pierre Apéry (1852-1918) İstanbul’da doğdu. Ailenin nereden geldiğini ve ne zaman İstanbul’a yerleştiğini bilemiyoruz. Ancak baba Nicholas Apery’nin Ortaköy’deki eczahanesini 1831’de açtığını Meclis-i Vala-yı Ahkam-ı Adliye'de Eczacılık Nizamnamesini hazırlamak için müracaat ederken verdiği dilekçeden biliyoruz. Kendi Cemiyet-i Eczacıyan der Asitane-i Aliye’nin (İstanbul Eczacıları Cemiyeti) kurucularından ve şeref üyesi idi.
Oğlu Pierre Apéry ise 1872’de 20 yaşında Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane mezunu bir eczacı. Dr. Michéle Nicolas, IV. Türk Eczacılık Tarihi toplantısında verdiği bildiride Pierre Apéry’nin 1874’te Yüksekkaldırım’daki ünlü Velits Eczahanesini satın aldığını bildirmektedir. Hal böyle olsa dahi benim Pierre Apéry’e ait bulduğum belgelerde -ki bunlar 1894 yılına aittir- Apéry’nin o tarihte halen “Büyük Velits Eczahanesi”nin başlıklı kağıtlarını kullandığını göstermektedir. Eğer bu satış işlemi 1874’te yapılmış ise eski ismin kullanılması bir anlaşma maddesi gereği midir, vefa örneği midir yoksa 1850’den beri Galata’da çok büyük şöhret kazanmış “Velits” isminden yararlanmak mıdır ? Bilemiyorum, bilemiyoruz. Ancak bir başka önemli belgede J. Czako’nun (Çako) 1883-1885 yılları arasında “Eski Velits Eczahanesi”nin yerinde bir ecza deposu işlettiğini görüyoruz. Yine Apéry’nin ancak 1888 Şark Ticaret Almanağı’nda “Eski Velits Eczahanesi”nin sahibi olarak gözükmesi bana Apéry’nin çok daha geç bir tarihte (1886-87) bu eczahaneyi satın almış olabileceğini düşündürüyor. Apéry “Eski Velits Eczahanesi”nin yerinde 1908’e kadar kaldıktan sonra burayı kapatıp Voyvoda Caddesi’nde Rus ve Alman Postahaneleri’nin karşısında 18 numaralı dükkana taşınmış ve 1918’de ölümüne kadar burada çalışmış..
Eczahanesi ve Kazancı Yokuşu Ahir Sokak 11 numaradaki tahlil laboratuarında gösterdiği faaliyetleri dışında Apéry’nin Revue Médico - Pharmaceutique adlı derginin kurucusu olarak eczacılık tarihimizde çok önemli bir yeri var. Yine “Gazete Médicale d’Orient” ve “Journal de la Société de Pharmacie de Constantinople” isimli sürekli yayınlarda pek çok makaleleri yayınlanmış. Bu sürekli yayınlarının dışında “Annuaire Oriental de Médicine et de Pharmacie” adlı 438 sayfalık bir de küçük ebat kitapçık yazmış. Sanırım tüm bu faaliyetleri göğsüne bir “Maarif Nişanı” takmasına da neden olmuş.
Apéry’nin yukarıda adı geçen dergilerde yer alan reklamlarından ishale ve tüberküloza karşı “Pillüles Apéry” ve tütünün zararlı etkilerine karşı “Antinicotine Apéry” adlı iki müstahzar piyasaya sürdüğü görülmekte.
Tüm bu yerel sayılabilecek faaliyetleri dışında adının Avrupa’da duyulmasını sağlayan en büyük buluşu ise Veba’nın yayılmasına karşın geliştirdiği metottur. Pierre Apéry’nin yeğeni matematikçi François Apéry onun bu buluşunu oldukça detaylı olarak araştırır ve Osmanlı Bilim Araştırmaları Cilt 6 - Sayı 1’de “Osmanlı İmparatorluğu’nda Veba ile Savaşan bir Eczacı: Pierre Apéry” başlığı altında yayınlar. Hikaye kısaca şöyledir:
Gemilerdeki fareleri öldürmek için karbondioksit gazı kullanma fikri ilk kez 1898’de P. Apéry’ tarafından ortaya atılır. O tarihte Trieste limanına demirlemiş olan “Polis Mytilini” adlı gemide ölümle sonuçlanan bir veba vakasına rastlandığı ve gemi ambarlarındaki fermantasyon halindeki melas fıçılarının arkasında ölü farelerin bulunduğu haberi, P. Apéry’nin dikkatini çeker. Apéry, farelerin ölümü ile Napoli yakınındaki volkanik bölgede yer alan mağarada köpeklerin karbondioksit gazından boğulması olayı arasında bir bağlantı kurar. Ona göre, fermantasyon sırasında, fıçılardaki melasın glikozu parçalanarak etil alkol ile reaksiyona girmekte ve karbondioksit gazına dönüşmektedir. Havadan 1,5 kere yoğun olan bu gaz, yere çökmekte ve farelerin oksijen yetmezliği sonucu ölmesine sebep olmaktadır. Bu olaydan yola çıkarak P.Apéry gemilerdeki fareleri yok etmek için bir yöntem geliştirir. Yöntemi açıklayan bir makalesini 1 Ekim 1899 tarihli Revue Médico -Pharmaceutique adlı dergide yayınlar ve bu çalışmasını XII. Uluslararası Hijyen ve Demografi kongresine (Paris 1900) gönderir. Yöntemi “denenebilecek bir yöntem” olarak kabul edilir. 7 Aralık 1901 tarihli bir dergide ise “Peï - Ho” adlı gemide bir veba vakası görüldüğünü yazar. Geminin boşaltıldıktan sonra gaz karbonik ile dezenfekte edileceği bildirilmektedir. Bunun üzerine Fransa ilk defa Pierre Apéry’nin yöntemini “in vivo” denemiş olur. Dostum François Apéry makalesinde Apéry’nin bu serüvenini en ince ayrıntısına kadar anlatıyor. Keza Dr. Michéle Nicolas onun ne kadar önemli bir kişilik olduğunu IV. Türk Eczacılık Tarihi Toplantısı’nda verdiği bildiriyle bizlerle paylaşıyor. Turhan Baytop da, Apéry’nin 1902’de eşi Amélie Apéry’nin ölümünün ardından her yıl Tıp Cemiyeti’nce kalp hastalıkları üzerine yapılacak araştırmalar arasından seçilecek birine 5 altın lira verilmek üzere “Prix Amélie Apéry” adı altında bir de mükafat koymasına dikkat çekiyor.
Peki, bayram değil seyran değil, Apéry de nerden çıktı derseniz, bir hazine buldum da ondan bu dosyayı açtım. Birkaç gün önce Apéry’nin kendi fotoğrafını kullanarak oluşturduğu kartpostal elime geçti de... Tabii ki dostum Orlando Kalumenos’un himmetiyle. Kendisine kocaman bir teşekkürü satır arasına sıkıştırdıktan sonra gelelim kartpostala;
Tarih 2 Şubat 1901
Sevgili Meslektaşım (P. Paleologhos)
Bu kartpostal ile size bir portremi göndererek arada sırada bana güzel adamızdan (Midilli Adası) kartpostallar göndermeye devam etmenizi ve en iyi duygularıma ve dostluğuma inanmanızı rica ederim…
Apéry’nin fotoğrafında göğsünde Avusturya-Macaristan İmparatorluğu Nişanı, Osmanlı Mecidi Nişanı ve Maarif Nişanları açıkça görülüyor. O tarihte 3 adet olan madalya ve nişan sayısını 1912’de 7’ye çıkarttığını biliyoruz.
Ayrıca kartpostalda Apéry’nin Midilli Adası’ndan “güzel adamız” olarak bahsetmesi, yine yukarıda değinildiği üzere adı “Polis Mytilini” yani “Midilli Şehri” anlamına gelen bir gemideki veba salgını ile ilgilenmesi açıkçası beni Apéry ailesinin köklerinin bu adaya ait olabileceği şeklinde düşündürmüyor da değil diyecektim ki... Bu satırları kaleme alıp, dergiye gönderdikten sonra dergi baskıya girmeden, son anda elime geçen Niko Acemoğlu’nun İstanbul’daki Kimyagerleri konu alan kitabıyla durum iyice netleşti. Kitapta Pierre Apéry’nin aslında Petros Aperis olduğunu görünce…
Özetlemek gerekirse Pierre Apéry ne fotoğraflara ne de bu satırlara sığacak bir eczacı değil aslında… Ben konuyu bir yaramıza tuz basarak kapamak istiyorum. Tamamına yakını Paris’te bulunan “Revue Médico - Pharmaceutique”, “Gazete Médicale d’Orient” ve “Journal de la Société de Pharmacie de Constantinople” gibi dergileri Türkçe’ye çevirecek bir babayiğit firmamız, kurumumuz, her neyse, yok mudur da, biz de bu hazinelerin içine gark olalım ve kıyısından köşesinden, elimize bir şey geçtikçe Paris’i, Dr. Michéle Nicolas’ı, arayıp sormaktan kurtulalım. Adam gibi yayınlar yapalım. Yani fazla masraf gerektirmeyecek. Çevirip de kitap olarak falan basılmayacak. Yalnızca çevrilecek…
Yapanın adı her daim şükranla anılacak.
Bir vatansever, bir deli, bir….
Yok mu yahu ?





