Ecz.Vecihi Özerdemli
Avrupa Eczacı Kooperatifleri Topluluğu (SECOF) Yönetim Kurulu Bşk.
Değerli Meslektaşlarım,
‘Eczane pazarında rekabet!’
‘Eczacılar tehlikede!’
‘Almanya’da OTC’de rekabet!’
‘Eczanelerde liberalizasyon’
‘Leclerc eczane ürünlerini % 25 daha ucuza satıyor!’
‘Eczaneler krizde!’
‘Dağıtımda değişimler’...
Bunların hepsi, Avrupa’da eczaneler için yazılan yüzlerce raporlardan bazılarının başlıkları. Küreselleşme denilen sosyo-ekonomik dönüşümün etkilerinin, sektörün uç ayağında görülmemesi imkansızdı…
Bunu ilk defa çok uluslu firmaların evlilikleri ile yaşamaya başladık. Sektörün en büyük ekonomik yapılarında pazarın paylaşılması, hem ekonomik; hem de kimyasal ürün geliştirilmesindeki tükenişin sonucu olarak ortaya çıktı. Bunun akabinde dağıtım seviyesinde de hızla ekonomik yoğunlaşmalar meydana geldi ve küresel olarak 3-4 grupluk bir dağıtım zinciri bütün ilaç dağıtımını ele geçirdi.
Sıranın eczanelere gelmesi kaçınılmaz bir durumdu zira tüm ülkelerde ilaç alımının % 90’ını SGK’lar yaptığına göre devletlerin fiyat pazarlığı kaçınılmaz olarak önümüze geldi.
Jeneriklerin geniş yelpazede tedavi unsuru haline gelmesi pazarı genişletti, fiyatları indirdi rekabeti artırdı. Eczanelerin sadece SGK reçeteleri yaparak bu fiyat aralığında iyi hizmet vermeleri mümkün görünmediğinden, Amerika ve Avrupa’da eczacılar hızla OTC’ye yöneldiler ve eczanelerini hızla bu anlamda yeni hizmet mekanları haline getirdiler. Amerika’da özelleştirmeler çok hızla oluştuğundan serbest eczaneler hızla kapandılar ve yerlerini zincir eczanelere bıraktılar. Bu anlamda mücadele şu anda Avrupa’da sürmektedir.
Dağıtım zincirleri ise, hem dağıtımdaki yeni modelleri tartışıyor, hem de kendi eczanelerini oluşturmuş, pazarın tümünde etkin olmaya başlamışlardır. Fiyat baskısıyla özellikle eczaneye direkt satışların yeni strateji olarak ortaya çıkmasıyla depoculuk faaliyeti yerini ilaç lojistiğine bırakmaya başlamıştır.
Her zaman ana kural “eczacının ilaç ticareti yapan kişi” olmadığıdır. Eğer öyle olsaydı eczacılık değil, eczane işletmeciliği bir meslek olurdu. Amerika’yı yeniden keşfetmeye gerek olmadığına göre dünyadaki bu anlamdaki süreci takip edip verilen mücadeleyi ve süreçte eczacının neler yaptığını görmek ve meslek örgütlerinde bu anlamda adımlar atmak varken neden enerjimizi başka yerlerde harcamaktayız anlaşılır gibi değil.
Bizi farklı kılan tek şeyin mesleğimizin içeriği olduğu açıkken, mesleğimizdeki gerçek kazanımın bunun standartlarının geliştirilmesinde iken ve meslek hakkımızı bu standartlarda aramamız gerekirken, büyük perakendeciliğe soyunmak oyunu baştan kaybetmektir. Meslek örgütlerimizin ortaya koyması gereken;
“Nasıl bir eczane?”
“Nasıl bir eczacı?” olmalıdır…
bu şu demektir eczacılık fakültesini bitiren kişi süreç içinde alacağı eğitimlere bağlı olarak ilacı değerlendirebilen kişi olmalıdır.
Artık sürekli eğitim gören ve çağı yakalayan bir meslek grubu olmalıyız. TEB Akademi gibi bir kuruluş bu anlamda ciddi bir sertifikasyon programı hazırlamalıdır. Sertifikalı eczacılık modeli hayatımızda önemli bir aşamayı gerçekleştirecektir. Çeşitli farmakolojik gruplarda mesleki standartlarını yükseltebilen ve bu anlamda sertifikalara sahip olan meslektaşlarımız ön plana çıkacak, değerlenecek ve artık hiçbir sermaye sahibi ilaç satıcılığına da soyunamayacaktır.
Zira sadece eczacı, mesleki birikimleri karşılığı ilaçtan hakkı olan katma değeri alabilecektir. Bu anlamda TEB yeni bir eczane modeli de ortaya koymalı ve oluşturacağı kredi imkanları ile hasta odaklı bir eczane mekanı hazırlanması olanakları sunmalıdır.
İşte 7 yıldızlı eczacı modeli diye ortaya konan ve eczacılığın yeni yüzyıldaki manifestosu niteliği taşıyan belge mesleğin tekrar tanımlanması açısından önemlidir. Bunu görmezden gelemeyiz.
Teknolojinin çok hızlı geliştiği bir dönemde hasta sağlığı açısından bir önemli konu da insan hatalarından oluşmaktadır. Bu anlamda gerekli eğitim programlarının oluşturulması gerekmektedir. Bu anlamda eczacılık fakültelerimiz de önemli bir görev üstlenmelidirler.
Değerli Meslektaşlarım,
Özellikle Amerika’da serbestleşmenin ve sosyal güvenlik kurumlarının meydana getirdiği mesleki kaos ortamı dolayısıyla 1980’lerde eczaneler ya iflas etmişler ya da eczanelerini zincir eczanelere devretmek mecburiyetinde kalmışlarsa da hazırladıkları yeni eczane yeni eczacı programı ile 2000’li yıllardan sonra tekrar serbest eczaneleri halk sağlığına kazandırmışlardır...
Tarihsel süreci takip edersek, yasaların bize verdiği avantajı kaybetmeden bizler de serbest eczanelerimizde halk sağlığında önemli merkezler olmaya devam edebiliriz.
Saygılarımla...




