18 Mayıs 2012 Cuma

Son Güncelleme04:53:03 AM GMT

BURADASINIZ KÖŞE YAZILARI Ekrem Sezik

Ekrem Sezik

SALEP UĞRUNA TÜRKİYE ORKİDELERİ YOK OLUYOR!

e-Posta Yazdır PDF
(1 oy, ortalama 4.00 de 5)

 

Bu sayı için başka bir yazı hazırlıyordum. Ama, Ankara’daki reklam panolarında boy boy hazır salep reklamlarını görünce ve Sn. Başbakan da gazetecilere “Bu Bucak salebi. Çarşı, pazar değil. Biliyorsunuz Türkiye'nin en iyi sahlebi Burdur Bucak'ta çıkar” deyince, karar değiştirdim. Hazırladığım yazıyı ileriki sayılara bırakıp, salep hakkında yazmayı doğru buldum. Evet, kış günlerinde göğüs yumuşatıcı, yazın Maraş dondurmasının “olmazsa olmazı” denen salep. Salep, “Similia similibus curantur” (benzeri ile tedavi et) kuralından dolayı, asırlarca afrodisiyak olarak kullanılmıştır. Çünkü yumrulu salep bitkilerinin, toprak altında testislere benzeyen 2 yumrusu bulunmaktadır. İnternet tıbbı ve bazı kitaplarda hâlâ bu kullanılışa rastlayabilirsiniz. Salep bitkisi aslında bir orkidedir. Orkide denince, çiçekçilerde görülen son derece güzel, gösterişli, uzun ömürlü, pahalı çiçekler akla gelir. Bahsettiğim bunlar değil. Benzer çiçek yapısına sahip, fakat daha küçük boyutlarda ve genellikle toprakta yaşayan orkideler. Bunlara “orta kuşak orkideleri” denir. Bu orkideler, toprak altında yumru, kök veya toprak altı gövdesi taşırlar. 

Yumrulu orkidelerin toprak altında 2 yumrusu bulunur. Kışı bir önceki sene meydana gelen yumrunun aracılığı ile geçiren bitki, bahara doğru bir yumru daha verir. Bu yumru gelişirken, yukarı doğru yeni yılın gövdesi de meydana gelir. Bitkinin gelişmesi ilerledikçe yeni yumru da gelişir; eski yumru yeni yumrunun yanında ona yapışık ve içi boşalmış halde kalır.

Orkide tohumları besi dokusu taşımazlar. Tohumlar, toprağa düştükten sonra, çevrede bulunan bazı mikrofunguslarla müşterek hayat yaparak yaşayabilirler. Bu beraberlik 2-5 sene kadar sürer. Ancak bu süreden sonra, orkide yumrusu meydana gelmeye başlar. 

Türkiye, orta kuşak orkideleri bakımından Avrupa ve Ortadoğu’nun en zengin ülkelerinden biridir. Türkiye’de 160 civarında orkide bulunmaktadır. Ülkemizin hemen her bölgesinde yabani orkide bulmak mümkündür. Orkideler bakımından en zengin bölge ise Muğla - Antalya çevresidir. Bu bölge için orkide cenneti idi demek, bence, abartma sayılmaz. Yazımı süsleyen birkaç resim bile onların güzelliklerini size göstermeye yeter

Asırlardır “salep” elde edilmesinden dolayı, halk orkideleri, genellikle salep (şalep veya sahlep) diye isimlendirir. 

SALEP NEDİR?

Genellikle bitkiler çiçek açtığında, salep kazıcıları yeni yumruları çıkarır, yeni yumruyu alır, geri kalan kısımları ise atarlar. Bir kenara atılan, tohumları meydana getirecek olan çiçekli orkidedir yani bitki tohuma geçemeyecek ve ondan yeni orkideler meydana gelemeyecektir. Topraktan çıkarılan yumrular kaynatılıp, güneşte kurutulur. Kuru yumrular son derece sert tanecikler halindedir. Kullanılacağı zaman değirmenlerde ince toz haline getirilir. Sizler bu ürünü almaktasınız. Anadolu’da Trakya, Marmara ve Karadeniz bölgelerinin bazı kısımları hariç hemen her yerde salep elde edilmektedir. Piyasada elde edildikleri bölgelere göre isimlendirilmektedir: Kastamonu, Muğla, Silifke, Maraş, Van, Siirt salepleri..... 160 civarında orkide türünün 100 kadarı değişik bölgelerde salep elde edilişinde kullanılmaktadır. Pek çok nadir ve az bulunan orkidenin de salep elde edilmek amacı ile yumruları kazılmaktadır.

Nerelerde kullanılır?

Salep yazın dondurma, kışın sıcak sütlü içecek “salep” hazırlanmasında kullanılmaktadır. “Maraş Dondurması” şöhretini salebe borçludur. Maraş dondurmasına sertlik ve geç erime özelliğini, salebin yapısındaki glikomannan denen, su veya süt ile şişerek, akıcılığı az olan bir çözelti meydana getiren poliholozitler sağlar.

SALEP ÜRETİM MİKTARI 

TÜBİTAK için yaptığım 2007 yılında biten araştırmamda, yılda 40 ton civarında salep elde edildiğini tespit ettim.. Geçen 5 yılda bu rakam 50-60 tona yükseldi. Bu rakam çok değil gibi görülebilir. Küçük bir hesap yapalım: Kuru salep yumrusunun ortalama ağırlığı 0.5 gr’dır. O halde 1 kg’da 2 bin ; 1 tonda 2, 60 tonda ise 120 milyon orkide bulunmaktadır. Yanlış okumadınız! yüzyirmi milyon orkide! Bu soykırıma orkideler ne kadar dayanacaktır? Dayanamadılar. Her geçen yıl sayılarının azalmasının yanında bazı türler, artık uzun aramalara rağmen bulunamamaktadır. Muğla-Antalya için “ORKİDE CENNETİ İDİ” dememin sebebi herhalde anlaşıldı.

SALEPSİZ DONDURMA YAPILABİLİR Mİ?

Evet, ülkemizde uzun yıllardır, “guar gum, çözünen nişasta, karboksimetil selüloz” ve benzeri maddeler, ya tek başına veya salep ile karıştırılarak dondurmacılıkta kullanılmaktadır. Yurt dışında üretilen dondurmalarda ise salep hiç kullanılmamaktadır. Pastanelerde içtiğiniz saleplerin hazırlanmasında, daha çok nişasta kullanılmaktadır!

Görüldüğü gibi salepli dondurma veya salep adlı sütlü içeceğimizden vazgeçmek çok zor değildir. Diğer taraftan, orman köylüsü için salep, ekonomik olarak vazgeçilmez bir ürün değildir. Geçen sene, 1 kg taze yumru sadece 15 TL civarında idi. Bir salep toplayıcı, günde en çok 1 kg taze yumru toplayabilir. Orman köylüleri, işçi olarak çalıştıklarında ise 40 TL civarında gündelik almakta. Salep yumrusu kazmanın köylülerin bütçelerine çok önemli bir katkısı bulunmamaktadır. Ama bütün bunlara rağmen milyonlarca orkide salep için yok edilmektedir. Hazır salep kutularının üzerini okuduğunuzda hakiki salep içmediğinizi anlayacaksınız. Gelelim “Bucak salebi”efsanesine. Bucak’ta salep elde edilmez! Türkiye’nin değişik bölgelerinde elde edilen salepler Bucak’a gelir ve piyasaya buradan çıkar. Yani Bucak sadece ticaret merkezidir. Diğer merkez ise Siirt’tir. Ayrıca en iyi salep Kastamonu salebidir!

ORKİDELER YOK EDİLİYOR 

İçtiğiniz salepte, yediğiniz dondurmada güzel çiçekli orkidelerin yumruları bulunmakta, bu yüzden bu güzel çiçeklerin Anadolu’muzda nesli tükenmektedir. Ülkemizin pek çok tabiat varlığı hesapsız bir şekilde tüketilmektedir. Bunlardan en önemlisi orkidelerimizdir. Türkiye orkideleri ve salep ile ilgili bilgi sahibi olmak istiyorsanız Türkçe kaynak olarak benim 20 yıl kadar önce yazdığım, ama mevcudu kalmamış olan, “Türkiye’nin Orkideleri” adlı kitabım ve çok sayıda yayınım var. Türkiye orkideleri ve resimleri ile ilgili, genç orkide-severlerin hazırladıkları web sitelerine ve orta kuşak orkideleri ile ilgili İngilizce, Almanca, Fransızca kaynaklara da internetten ulaşabilirsiniz. 

Orkideler Avrupa’da koruma altına alınmış bitkiler grubundandır. Bu ülkelerde, değil yumrularının sökülmesi, çiçeklerinin koparılması bile cezayı gerektiren suçlar arasındadır. Diğer bitkilerle beraber orkideleri de korumak üzere CITES anlaşmasına imza atmış bir ülkeyiz. İmza ne ki? Anlaşma ne ki? Türkiye’de salep elde edilmek üzere her yıl yüzyirmi milyon civarında orkide yumrusu toplanmakta ve dolayısıyla orkideler yok edilmektedir. Yıllardır söylüyor ve yazıyorum. Yetkililerde hiçbir hareket yok! Sizlere de duyurayım istedim.

Sağlık ve mutluluk dileklerimle.

Son Güncelleme: Salı, 28 Şubat 2012 22:08

BİR MESLEK HAKKIMIZI DAHA KAYBEDİYORUZ

e-Posta Yazdır PDF
(3 oy, ortalama 3.67 de 5)

Tıbbi ve aromatik bitkiler programı mezunlarının sayısı çığ gibi artıyor.

“Aktar tababeti” başlıklı yazımı “Aktar tababeti önlenemediği takdirde, eczacıların başka mesleklere kaptırdıkları meslek haklarına bir yenisi eklenecektir. Benden söylemesi” şeklinde bitirmiştim. Gelin kaldığımız yerden devam edelim.

Aktarların bitkisel tedavilerle ilgisi olmadığını anlatmak için “tıbbi bitkiler ve sağlıkla ilgili hiçbir eğitimi olmayan kişiler” diye söze başlarız. Doğrudur. “Tıbbi ve Aromatik Bitkiler Programı” mezunları için aynı ifadeyi kullanabilecek miyiz ? Hemen konuya girelim.

Aşağıdaki tabloda 18 üniversitedeki “Tıbbi ve Aromatik Bitkiler (TAB) Programları” görülmektedir. Bu bölümlere 2011’de 820 ; Açık Öğretim Fakültesi’ni de ilâve edersek 920 öğrenci alınmıştır. Bu programların ilki, 1999 yılında Celâl Bayar Üniversitesi Alaşehir MYO’nda açıldı. İlk yıllar bir Dr. Ecz. müdürlük yaptı. G. Ü. Ecz. Fakültesi’ne stajyer göndermek üzere bana telefon etti. Doğrusunu söylemek gerekirse, ne olduğunu anlamak için, kabul ettim. Gelen 2 öğrenciye aktarlarla ilgili bir çalışma verdim. Ders programını ve öğrencilerin ders notlarını inceledim. Açılış amacında TAB’in kültürü ile ilgili eleman yetiştirilmesi yazılmasına rağmen, programda bitkisel ilaçlar vb konular daha ağırlıktaydı. Birkaç konuşma ve yazımda konuyu meslektaşlarıma duyurdum ama, her zaman olduğu gibi, ilgilenen olmadı.

Programların diğer üniversitelerde açılabileceğini düşünüp devamlı takip ettim. Yavaş yavaş diğer üniversitelerde de açıldı ve tabloda görülen durum ortaya çıktı. Ankara’da TEB tarafından düzenlenen Eczacılık Kongresi’ndeki konuşmamda da bu tehlikeyi belirttim. Ne meslek kuruluşları, ne öğretim üyeleri ne de meslektaşlardan herhangi bir ses çıkmadı! Konuyu tekrar, daha ayrıntılı bir şekilde duyurmayı mesleki bir görev sayıyorum.

Diğer programlarda da bunlara benzer dersler bulunmakta. Bazen isimler ve saatler değişebiliyor. Bazı okullarda aromaterapi, kozmetik teknolojisi (!) ayrı ders halinde; Farmasötik Botanik dersi bile bulunuyor. Bitki kimyasında (fitokimya ) işlenen konular Farmakognozi derslerinin aynısı…. Örnekleri artırmak mümkün. Programların amacı ve kapsamında bakınız neler yazılı : “…Bitkilerle tedavi ve kişisel bakım işlemlerinde başarı, bilimsel metotlarla ve bu alanda eğitim almış nitelikli personelle mümkündür. Okulumuz bünyesinde bulunan TAB programının temel amacı bu alandaki boşluğu dolduracak, insan sağlığını temel amacı haline getirmiş, bilimsel düşünebilen, gerekli mevzuata hakim nitelikli elemanlar yetiştirmektir.”            

Bir başka okulda, öğrencilere kazandırılmaya çalışılan yeterlilikler içinde:

• “TAB elde edilen etkin maddelerin saklanması, korunması işlemlerini gerçekleştirebilme
• Parfüm, krem, merhem, tentür vb. gibi ürünlerin imalat sürecini gerçekleştirebilme
• TAB satış ve pazarlamasında görev alabilme” bulunmakta.         Programların hemen hepsinde “TAB ve drog satışı yapılan özel iş yerleri” açabilecekleri açıkça belirtilmektedir. Açık öğretim programına gelince: Anadolu Üniversitesi’ndeki Farmakognost meslektaşlarımızın zamanında müdahaleleri ile TAB analizleri yapan ara eleman yetiştiren bir eğitim veriliyor yani mesleki açıdan kontrol altında. Ama, mezunların çalışabilecekleri alanlar içinde, “bitkisel ilaç yapan ve satan yerler” de bulunmakta. Eğitim kimler tarafından yapılmaktadır sorusunun cevabı içler acısıdır. Sağlıkla ilgisi olmayan ziraat mühendisleri, biyologlar, kimyacılar. Çoğu herhangi bir akademik unvana da sahip değil. Farmakognozi, Fitoterapi, Kozmetoloji vb benzeri derslerin, bu konularla ilgisi bile olmayan kişiler tarafından anlatılması; ilaç, ilaç etkileşimi vb konularda bilgisi olmayan kişilerin halkımıza bitkisel ilaç, ürünleri tavsiye etmeleri… Sonucunu hayal edebiliyor musunuz? TAB programı mezunlarının merkezi Konya’da bulunan bir dernekleri (www. tabimdernegi. org) de var. Bu derneğin gerçekleştirmek istediği amaçlar içinde bakınız daha neler var :
• “Fitoterapi, aromaterapi ve masajterapi gibi uzun dönemli kursların yanı sıra, tıbbi ve aromatik bitkilerle ilgili günlük atölye çalışmalarının düzenlenmesi
• Mesleğimizle ilgili özel toplantı, kongre, sempozyum, festival, fuar, gezi organizasyonlarının düzenlenmesi
• Uzun vadede meslek odasına dönüştürülmesinin sağlanması”

Ayrıca aktarların diploma ile açılması konusunda imza kampanyası açılmış.

Facebook’daki (www. tabimder. com) sitede ise “meslek haklarını savunma, kanun ve yasaların çıkmasını sağlama” çalışmalarının devam ettiği belirtiliyor. 6 yıl kadar önce, TAB Programı Mezunları Derneği Sağlık Bakanlığı’na “herbalist” ünvanı almak üzere müracaat etmiş, Bakanlık da bana görüş sormuştu. Herbalist’in ne olduğunu, nasıl eğitim aldığını, ders programlarını açıklayan ayrıntılı bir rapor gönderdim. Sonradan, bu isteğin reddedildiğini öğrendim. Halen 4-4 bin 500 civarında TAB programı mezunu bulunduğu tahmin edilmekte. Her yıl 7-800 genç bu alana girmekte. Birkaç yıl sonraki rakamı siz hesaplayın lütfen.          

Değerli Meslektaşlarım,

Mesleğimiz ciddi sıkıntıda. Bu sıkıntının maddi kısmını rahatlatacak ürünler bitkisel ilaçlar, ürünler ve takviye edici gıdalar. Bunları da, yanlış eğitilmiş olan, eğitimli ve organize bir meslek grubuna kaptırmak üzereyiz. Takviye edici gıdaların Sağlık Bakanlığı’nda olması gerekir ve hatta “takviye edici gıda yoktur hepsi bitkisel ilaç”tır diyen çoğunluğu akademisyen olan meslektaşlarıma da bir çift sözüm var: Bu amaçla sarfettiğiniz enerjinin bir kısmını aktar tababeti, internet ve medya tıbbının önlenmesine ve bitkisel ilaçların halka ulaştırılmasında eczacının hakkının TAB programı mezunları tarafından elinden alınmasını önlemeye sarfetseniz. Bence çok iyi olur. Haklarımız gitmez demeyin, bu devirde olmaz olmaz! Benden söylemesi.

Sağlık ve mutluluklar dileklerimle.

EKİNASEYA

e-Posta Yazdır PDF

 Soğuk algınlığından korunmada ve belirtilerini hafifletmede hâlâ önemini koruyor! Farmakolojik ve klinik çalışmalar sonucu ekinaseyanın tespit edilen en önemli etkilerinin antienfeksiyöz ve immunostimulan etki olduğu tespit edilmiştir.

MEDYA TIBBI

e-Posta Yazdır PDF
(1 oy, ortalama 5.00 de 5)

Durum çok ciddi, halkımızın sağlığı tehlikede! Yetkililer! Lütfen tedbir alınız!

Sizin tıp sistemlerinizden usandık demeyin lütfen. Bu konular halkımızın sağlığı ve mesleğimizin geleceği açısından son derece önemli. Bir mesleğin mensuplarının yapması gerekenleri başkaları hem de yanlış bir şekilde yapıyor veya onların haklarını kullanıyorlarsa, bunu bilmek, duyurmak ve mücadele etmek gerekli.

PAPATYA DEYİP GEÇMEYİN

e-Posta Yazdır PDF

Papatya ülkemizde yararı bilinmeyen, ihmal edilmiş bir drog. Genelde tıbbi amaçlarla en çok Rumi ve Mayıs papatyalarından yararlanılsa da Türkiye’de Mayıs papatyası daha fazla kullanılmaktadır.

Sayfa 1 / 2

  • «
  •  Başlangıç 
  •  Önceki 
  •  1 
  •  2 
  •  Sonraki 
  •  Son 
  • »