18 Mayıs 2012 Cuma

Son Güncelleme04:53:03 AM GMT

BURADASINIZ KÖŞE YAZILARI DUYGU BAKIN

Duygu Bakın

UZUN VE SAĞLIKLI BİR YAŞAM

e-Posta Yazdır PDF

 

Daha uzun ve daha sağlıklı yaşama isteği insanları  her geçen gün yeni arayışlara  yönlendiriyor. Günümüz insanı daha uzun yaşamak yanında yaşadığı bu süreyi daha yüksek yaşam kalitesiyle sürdürmek, yaşlanma etkilerini yavaşlatmak ve genç görünmek de istiyor. Dolayısıyla günümüz sağlık hedefleri arasında yaşam süresinin uzunluğu kadar, yaşam kalitesinin artırılmasını sağlamak da önemli bir yer alıyor. 

Anti-Aging: Daha uzun ve kaliteli yaşama beklentisiyle paralel olarak önem kazanan  anti-aging kavramı daha genç kalmak, uzun, sağlıklı ve yaşlanma etkilerinden uzak yaşamak için alınan temel önlemlerin bütünüdür. Yaşlanmaya bağlı değişikliklerin görünür olduğu ilk ve en temel organımız cildimizdir. İnsanların yaşam süresinin uzaması, görünümüne verdiği önemin artması ile cildin görüntüsündeki bozulmalar günümüzde kişinin psikolojisini, sosyal ilişkilerini hatta işini ve sağlığını etkileyen bir faktör haline gelmiştir.  Özellikle çevresel faktörlere bağlı yaşlanma belirtileri önce yüzde başlar. Cildimizde daha önce oluşmuş hasarları geri döndürmek, eskisi kadar mükemmel bir cilde kavuşmak ise oldukça zordur. Bu yüzden daha önce oluşmuş hasarlar kadar, yeni oluşabilecek hasarların önlenmesi  büyük önem taşır. Bu noktada koruyucu besin desteklerinin önemi, insan sağlığını yakından ilgilendiren estetik ve güzelliğe dair uygulamalarda bir kez daha ortaya çıkmaktadır.

Vitamin-mineraller: Beslenme biçiminde yapılacak uygun değişimler ve düzenlemeler yaşlanmaya bağlı etkileri büyük ölçüde geciktirebilir. İdeal olan yeterli ve dengeli bir beslenme ile  vücudun gereksinimi olan besin maddelerini (vitamin ve mineralleri) uygun miktarlarda almaktır. Anti-aging uygulamalarda öncelik, vücudun temel fizyolojik fonksiyonları için vazgeçilmez olan vitamin ve mineralleri tam olarak almaktır. Multivitamin destekleri vücudun fonksiyonları için gereksinim duyduğu bütün vitamin–mineralleri bir arada alabilme olanağı sağladığı için anti-aging uygulamalarda da temeli oluşturur. 

Coenzyme Q-10: Co Q-10, vücudun doğal antioksidanıdır. 35-40 yaş sonrası insan vücudu CoQ10 sentez yeteneğini kaybetmeye başlar. Aynı zamanda düzenli kullanılan bazı ilaçlar da vücuttaki CoQ-10 seviyelerini düşürür. Üretimdeki ve hücre bazındaki bu azalma sonucu enerji üretimi ve antioksidan aktivite azalır. Yenilenemeyen, tamir kapasitesi bozulan hücre ölür ve yaşlanma oluşur. Bu durumdan en çok cildin elastikiyetini sağlayan kolajen zarar görür. Takviye olarak  alınan CoQ-10’un cilde rahatlıkla ulaşabildiği, yaşlanmayı geciktirebilme ve yaşlanma sorunlarını hafifletebilmede etkili olduğu bilinir. Ayrıca CoQ10, UVA ışınlarına bağlı oksidatif strese karşı koruma sağlar ve kırışıklık derinliğinin azalmasına yardımcı olur. 

Alpha Lipoic Acid: Kan şekerinin proteinlere zarar vermesi yani glikasyon; yaşlanmanın temel nedenlerinden birisidir. Bu olaydan en çok cilt dokuları etkilenir. Güçlü antioksidan molekül olan ALA serbest radikal hasarına karşı koruma sağlamaya ve glikasyonu önlemeye yardımcıdır. Takviye olarak kullanılması ciltteki yaşlanma belirtilerini ertelemede oldukça etkilidir. 

Grape Seed Extract: Grape Seed Extract (üzüm çekirdeği ekstresi) son yıllarda çok ilgi çeken ve yaygın kullanıma sahip olan doğal bileşiklerden biridir. Üzüm çekirdeği ekstresinde oligomerik proantosiyanidin (OPC) adlı güçlü antioksidan etkilere sahip bileşikler bulunmaktadır. OPC’ler bağ dokusunu koruyup, cildin bütünlüğünü ve esnekliğinin devamlılığını sağlayan kolajeni güçlendirirler. Cilt dokusuna hasar veren ve kırışıklık olarak ortaya çıkan aşırı kolajen çapraz bağlanmasına karşı korunma sağlarlar.

Hyaluronic Acid: Hyaluronic acid aslında vücudumuzda doğal olarak bulunan ve cildimize esneklik ve tazelik veren bir maddedir. Yaşlanma sürecinde vücudumuzdaki Hyaluronic acid seviyeleri azalır. Seviyelerdeki bu azalma cildin nem dengesinin bozulmasına ve ciltte kırışıklıklara neden olur. Hyaluronic acid destekleri cilt esnekliğinin neminin korunmasına yardımcı olur.

BAĞIŞIKLIK SİSTEMİ İÇİN DESTEK BESİN TAKVİYELERİ

e-Posta Yazdır PDF

Hastalık yaşama sıklığı fiziksel, ruhsal ve sosyal hayatı etkileyen önemli bir durum.

Kişinin kendini sağlıklı ve zinde hissetmesi keyifli ve verimli güne başlamak için ise son derece önemli. 

Günümüzde wellness terimiyle  sağlıklı olmak ve sağlıklı halin devamını sağlamak olarak açıklanan durum insan mutluluğunun öncelikli öğelerinden biri olarak kabul ediliyor.

Sağlıklı olmak ve sağlığı korumak adına mutlaka çaba gösterilmesi gerekiyor. Bu nedenle günümüzde birçok kuruluş çalışanlarını işyeri hekimlerinin önderliğinde sağlıklı yaşama ve hastalıklardan korunma konusunda bilgilendirmeye ve bu yönde destek programlara yönlendiriyor. Aynı zamanda konunun önemi hakkında bilgi sahibi olan insanlar hastalıklara yakalanmadan önlem almak için eczacılarına danışıyorlar.

Bağışıklık sisteminin güçlendirilmesi özellikle kış döneminde yaygın görülen hastalıklara karşı alınabilecek en etkili önlemlerden biri. Normal bir yetişkin yılda en fazla 2-3 defa soğuk algınlığı yaşar. Bu sayıdan daha fazla hastalık yaşayanların bağışıklık sistemi zayıflamış demektir. Cilt renginin solması, iştah kaybı hatta göz altında koyu renk halkaların oluşması da bağışıklık sistemi dengesizliğinin işaretidir. Güçlü bir bağışıklık sistemi ile hastalık şiddeti ve sıklığı azalırken, enerji seviyeleri artar, yaşlanma süreci yavaşlar ve hastalıkla geçirilen süreç kısalır. Yani yaşam kalitesi artmış olur.

Hastalıklara karşı önlem almak, hastalığı atlatmaya çalışmaktan daha akılcı ve önemli. Bu durumun farkındalığı giderek artarken, bağışıklık destekleyici ürünlerin de kullanımı günümüzde gittikçe önem kazanıyor.

Bağışıklık sistemimizi hangi takviyelerle destekleyebiliriz?

C vitamini: C vitamini bağışıklığın güçlendirilmesinde önemli rol oynayan bir vitamin. Daha çok antiviral ve antibakteriyel özellikleri bilinse de asıl etkinliğini bağışıklık işlevini güçlendirerek gösteriyor.

Stres altındayken ya da bir enfeksiyon sırasında vücutta C vitamini düzeyleri hızla tükenir. Bunun telafisi için ise C vitamini takviyesine ihtiyaç duyulur. Günde 1g ve 1g’dan fazla alınan C vitamininin hastalık süresini ortalama %20 oranında kısalttığı biliniyor. 

Beta Glukan: Ekmek mayasından elde edilen doğal bağışıklık güçlendirici bir madde..

Bağışıklık sistemini güçlendirerek sık yaşanan enfeksiyonların önlenmesine, dolayısıyla sık antibiyotik kullanımının da önüne geçilmesine yardımcı olur. Bağışıklık destekleyici olarak günde 50 ila 1000 mg gibi geniş doz aralığında kullanılabilir. Herhangi bir yan etki riski taşımaması ve doğal kaynaklardan elde edilmesi dolayısıyla güvenli kullanıma sahiptir. 

Ekinezya: Bağışıklık desteği olarak en yaygın kullanılan batı orijinli bitki ekinezyadır. 1994 yılında ekinezya Alman hekim ve eczacılar tarafından soğuk algınlığı tedavisinde kullanılmak üzere 2.5 milyondan fazla reçetelendirilmiştir.

Özellikle üst solunum yolu enfeksiyonlarında 4’er haftalık kürler halinde kullanım ile güçlü bir koruyucu etki oluşturur.

D vitamini: D vitamini bağışıklık güçlendirici etkilere sahiptir. Yapılan çalışmalarda düşük D vitamini seviyeleri olan kişilerin influenza virüsünün neden olduğu grip ve soğuk algınlığı geçirme sıklığının daha yüksek olduğu vurgulanmıştır. Enfeksiyon hastalıklarına ve soğuk algınlığına karşı korunma amacıyla günde 1000 ila 2000 IU D vitamini alımı önerilir.

STRESLE YAŞAM

e-Posta Yazdır PDF

Modern hayatın yan etkileri kendini stres ve yorgunluk olarak gösteriyor. Eğer son günlerde daha sinirli ve sabırsız olduğunuzu düşünüyorsanız, fazla uyuma ya da hiç uyuyamama gibi problemler yaşıyorsanız sebebi çoğunlukla stres ve mevsim dönümünden kaynaklanan depresif hal olabilir. Günümüzde daha iyi ve konforlu bir hayat yaşamamızı sağlayan teknoloji sayesinde doğal ortamı dilediğimiz gibi değiştirebilmemiz mümkün. Havalandırma, ışıklandırma, ısıtma sistemleri, tarım ilaçları ve hormonlar, yiyeceklere konulan koruyucular, otomobiller, çeşitli ulaşım araçları, plastikler ve daha sayısız yardımcı ile çevremizi kendi ihtiyaçlarımıza uygun şekle getirebiliyoruz. Ancak bu etkenler uzun vadede istenmeyen pek çok soruna, özellikle sağlığımızı tehdit eden sorunlara yol açabiliyorlar. Uzmanlara göre insan vücudu, kendi biyokimyasal tarihi boyunca ilk defa son 50 yıldır bu derecede çok kimyasal ajana maruz kalıyor. "Rahat yaşam"ın bu yan etkileri artık bizde ciddi adaptasyon sorunları oluşturuyor. Bunlar en sık iç sıkıntısı, stres, depresyon hali ve yorgunluk olarak dışa vuruluyor. Özellikle kış dönemlerinde stres ve yorgunluk çok daha yoğun hissediliyor ve bu durum yaşam kalitesini olumsuz yönde etkileyebiliyor.

Stresli bünye çok mineral tüketiyor

Vücudumuz herhangi bir stresle karşı karşıya kaldığında vitamin ve mineralleri her zamankinden daha hızlı bir şekilde tüketir. Bununla birlikte strese karşı vücudumuzun verdiği yanıt sonucunda kan basıncı artar, kalp daha hızlı çalışmaya başlar, kaslarda kasılmalar meydana gelir. Stres uzun süreli devam ederse daha ciddi uyku problemleri (fazla uyuma ya da uyuyamama), kronik yorgunluk sendromu, depresyon ve pek çok başka hastalık ortaya çıkabilir. ABD’de yapılan son araştırmalar, kardiyovasküler hastalıklar, kanser, metabolik hastalıklar ve cilt problemleri gibi pek çok ciddi hastalığın altında yatan nedenlerin başında stresin geldiğini ortaya koyuyor.

Strese karşı etkili bitkiler

Bu derecede hızlı değişen bir çevreye adapte olabilmek için organizmamızın esnekliğini, dayanıklılığını ve gücünü artırmamız önem kazanıyor. İnsanoğlu, bu amaçla yüzyıllardır adaptojen adını verdiğimiz doğal kaynakları kullandı. Yüzyıllar boyunca hastalıklara karşı vücudun direncini yükseltmek, güçlendirmek ve fiziksel, ruhsal, duygusal zorluklara dayanıklılığını artırmak için kullanılan bitkilerden oluşan adaptojenlerin etkileri oldukça çeşitli. Adrenal fonksiyonları desteklemek ve stresin etkilerini azaltmak, hücrelerin daha çok enerji üretmesine yardımcı olmak, hücrelerin işlevleri sırasında oluşan toksik yan ürünlerin zararlarını önlemek ve vücudun oksijeni daha etkin kullanmasını sağlamak gibi. Adaptojen etkili bitkilerin başında vücudun uyum gücünü artıran ginseng bitkisi geliyor. Popülaritesi dolayısıyla yalnızca ticari kazanç için gerçek dışı kullanım amaçlarıyla son dönemde gündeme gelse de aslında ginseng bitkisi bilinen en eski ve yaygın kullanıma sahip adaptojen bitkidir. Ginsengin bilinen 3 türü Kore ginsengi, Sibirya ginsengi ve Amerikan ginsenginin ekstrelerinde benzer kimyasal maddeler bulunuyor. Fakat adaptojen özelliği en yüksek olan Sibirya ginsengi, özellikle strese ve ağır çalışma koşullarına karşı fiziksel, ruhsal ve duygusal dayanıklılığı artırmak için kullanılıyor.

Yorgunluk için doğal takviyeler

Strese bağlı yorgunluk Batı insanının en çok şikâyet ettiği konuların başında. İnsanların en az yüzde 20’si yorgunluğu yaşamlarındaki önemli bir problem olarak görüyorlar. Yorgunluk genelde kadınları vuran bir sorun, yüzde 70 oranında kadınlarda görülüyor. Kronik yorgunluk sendromu ise, teşhisi zor bir hastalık olduğu için milyonlarca insan bu sorunu yaşıyor. Tıbbi literatüre 1860’larda giren benzer sorunlar arasında kronik yorgunluk sendromu, pek çok insan tarafından bilinmeyen bir hastalık. Peki bu insanların enerjiyi artırması için ne yapması gerekiyor? Bu durumda en çok B vitaminleri bakımından zengin multivitamin destekleri tavsiye ediliyor. Yorgunluğa eşlik eden depresyon veya uykusuzluk durumlarına karşı da Valerian Root veya St.John’s Wort kullanılıyor. Kronik yorgunluk sendromu hastalarında bağışıklık sistemini güçlendirmek için Echinacea büyük önem taşıyor ve sıkça kullanılıyor.
 

Son Güncelleme: Pazartesi, 09 Ocak 2012 09:09

GÖZ SAĞLIĞI

e-Posta Yazdır PDF
(1 oy, ortalama 5.00 de 5)

Son yıllarda ilerleyen teknoloji, hepimizi iletişim araçlarını yoğun bir şekilde kullanmaya yönlendirdi. Cep telefonu, LCD televizyon, bilgisayar gibi teknoloji ürünlerinin ekranlarına bakarak geçirdiğimiz uzun sürelerin, göz sağlığımız için ne kadar büyük risk teşkil ettiği açıkça ortada.

KALBİNİZE OMEGA 3 DESTEĞİ

e-Posta Yazdır PDF
(1 oy, ortalama 5.00 de 5)

Omega-3 yağ asitleri kalp ve damar sağlığından beyin, cilt, eklem ve göz sağlığına kadar birçok alanda hayati rol oynar. Hamilelik ve emzirme dönemlerinde de yağ asidi destekleri hem anne hem bebek sağlığı için gerekli. Ancak vücudumuz Omega-3 üretemez ve dışarıdan alınması zorunludur. 

Sayfa 1 / 4

  • «
  •  Başlangıç 
  •  Önceki 
  •  1 
  •  2 
  •  3 
  •  4 
  •  Sonraki 
  •  Son 
  • »