Pek çok belge bizleri ait oldukları eczacıyla tanıştırır, el sıkıştırır, ancak staj belgeleri çok daha farklıdır, onlarla adeta eczacı adayı çocuklukların başlarını okşar gibiyizdir…
“Bilimsel eczacılığın ülkemizde yeşermesi 1839’da Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane’nin eczacı sınıfının açılmasından sonradır” söylemine ben de inanarak katılırım. Tabiidir ki mektebin açılması ile tüm sorunları halledecek sihirli bir değnek dev imparatorluğun her köşesine değmemiştir ancak mektep ile aynı tarihlerde açılan “Meclis-i Tıbbiye”nin her türlü mesleki sorunun halledilmesinde yetkin bir karar mercii olarak devreye girmesi ve birbiri ardına yayımlanan nizamnamelerle sağlık hayatımıza yön verilmesi kuşkusuz gelecekteki düzenin habercisi olarak görülmektedir. Büyük bir başıbozukluğun önlenmesinde ilk adımlar atılmıştır. Meclis-i Tıbbiye’nin mesleğimizle ilgili olarak hazırladığı, tespit edilebilen ilk eczacılık nizamnamesi ise 1852 yılında tamamlanır ve 1854’ün Mayıs ayında yürürlüğe girer. Bu nizamnamede eczacı olmak üzere aday olan bir çırakta aranan iki özellik hayli dikkat çekicidir:
1- “Önceden Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane’de Fransızca veya İtalyanca ve Latince gramerleri, matematik, coğrafya, tarih ve bunun gibi derslerden sınava girmedikçe hiç kimse çırak yazılamaz”.
2- En az altı sene bir eczanede çalışmadıkça ve iki sene de Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane’de ilm-i ispençiyari derslerine devam etmedikçe hiçbir eczacı çırağının eczacı olma hakkı yoktur”.
Bu nizamnamenin uygulanmaya başlamasının üzerinden 7 yıl geçtikten sonra 2 Şubat 1861’de yayımlanan “Beledi İspençiyarlık San’atının İcrasına Dair Nizamname ile çırakların durumu yeniden düzenlenmiştir:
Yeni uygulamaya göre “Eczacı Ustası” olmak isteyenler önce Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane’nin Eczacı Sınıfı’na kayıt olacak, kendilerine bir “Kabulnâme” verilecektir. Öğrenci bu “Kabulnâme” ile bir eczahane işleten eczacı ustasına baş vuracak ve bir eczacı dükkanında en az üç yıl çalıştıktan sonra çalıştığı eczahaneden bir şahadetnâme alacak ve öğrenciliğinin ikinci dönemi başlayacaktır. Eğitiminin dördüncü senesinde Aritmetik ve Fransızca sınavlarını verecek ardından 2 yıl Mekteb-i Tıbbiye-i şahanede mesleki derslerinin eğitimine devam edecektir.
Yukarıdaki bilgilerin tamamını sevgili Hocam Prof. Dr. Nuran Yıldırım’ın farklı tarihlerde yayımlanmış çalışmalarından özetledim. Kendisi ile yine, yeniden bir projede birlikte çalışmaya başladık. Sohbet koyulaştığında konu yıllar önce bana el yazısı ile verdiği “Dâr-ül Fünûn-u Osmanî Tıp Fakültesi Eczacı Mektebi Öğrencilerine ait Kabulnâmeler ve Şahadetnâmeler adlı çalışmaya geldi. II. Türk Tıp Tarihi Kongresi’ne sunduğu bu bildirinin 1999’da ayrı baskısının yapıldığını bilmiyordum. Bu çalışmasından çok önceden haberdar olduğum için bu ayrı baskıyı atlamışım zahir. Geç olsun ama güç olmasın diyerek ayrı baskı risaleyi bir heyecan aldım, hemen eve gelip bilgisayarın başına geçtim. Uzun zamandır böylesi bir belge tomarı ile karşılaşmadığım için çok heyecanlanmıştım. Aslında bu küçücük risaleye belge tomarı demem garip kaçabilir ama toplam 100 adet belge hem mezuniyet öncesi stajlarını tamamlamış eczacılık öğrencilerini, hem de bu öğrencilerin staj yaptıkları eczahanelere ait bilgileri içeriyordu. Toplamda 200 isim. Yani bir koyup iki alacaktım…
Uzun zamandır tek tük bilgiler ekleyebildiğim 13393 maddeden oluşan çalışma listemi tekrar aldım karşıma… Stajını tamamlayarak ülkemize eczacı olarak hizmet vermiş bu kişilerin öğrencilik yıllarına ait belgelerdeki diploma tarihleri ile diploma numaralarını, doğum yerlerini kontrol ederek mezun olduktan sonra mesleki hayatlarını hangi nam ve soyadı altında sürdürdüklerini çözmeye çalıştım. Özellikle soyadı kanunundan sonra aldıkları yeni isim ve soyadları ile listeme girişlerini yaptım. Böylece Nuran Yıldırım’ın çalışması çok daha anlamlı bir hâl aldı. Ne demek istediğimi birkaç örnek vererek açıklamak isterim:
Örneğin listede adı geçen 1913 mezunu Mehmet Niyazi İzzet aslında “Niyazi Özmay” idi. 1925 mezunu Ali Emin Efendi, “Ali Vetem Bayer”, 1913 mezunu Avram Mordahay, “Avram Rozano”, 1911 mezunu Mehmed Reşid Osman, “Reşit Köksal”, 1911 mezunu Mustafa İrfan, “İrfan Tankut”, 1911 mezunu Anastas, “Anastas Zafiropulo”, 1913 mezunu Mehmet Vasfi, “Vasfi Emen”, 1911 mezunu Mehmed Seyyid Ahmed ise “Seyit Ceylan” idi… Ve liste böyle uzayıp gidiyordu. 100 eczacıyı ve staj yaptıkları eczahaneleri elden geçirmek üç günümü aldı ve bu süre zarfında mükemmel bir bulmacayı çözmek için keyifle uğraştım durdum. Ama daha yapacak çok iş vardı. Zira İstanbul Üniversitesi Tıp Tarihi ana bilim dalı arşivinde eczacılık tarihimiz ile ilgili belgeler bunlarla sınırlı değildi. Kurum’da staj belgeleri dışında sayıları 900’e varan öğrenci dosyaları da bulunuyordu. Dosyaların ilki 1899 tarihli olup, 110 numarada kayıtlı Agop Mıgırdıç Efendi’ye, sonuncusu ise 1922 tarihli olup Ömer Mustafa Efendi’ye aitti. Prof. Yıldırım ile sohbetimiz sırasında İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi’nde de benzer tarzda öğrenci dosyaları bulunduğunu duyunca bu kez soluğu İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi’nde aldım. Prof. Dr. Afife Mat ile beraber konuyu enine boyuna konuştuk, Afife Hocam zaten müzesini geliştirmekle meşgul, işe arşivde bulunan eski yazılı öğrenci dosyalarının tümünü yeni açılacak olan müzeye naklini sağlamakla başladı. Daha sonraki yıllarda öğrenci dosyalarında bulunan staj belgelerinin birer kopyasını çıkartarak araştırmacıların hizmetine sunmak üzere ikinci bir çalışma daha yapacak.
Bütün bunlardan sonra ne mi olacak…
Eli tutulmaz bir ağa ortaya çıkacak,
Beyler, bayanlar, hadi bakalım diyecek,
Çalışma vaktidir!
Şu mesleğimizin geçmişinde yer alan Osmanlı Eczacılarına bir el atalım;
Kim kimdir hele bir öğrenelim?
Peki eli tutulmaz bu ağa kim mi olacak?
Türk Eczacılar Birliği örneğin, neden olmasın, yakışır…
Bir zamanların unutulmuş eczacılarını bir kitapta, bir bilgisayar programında toplayarak araştırmacıların faydasına sunmakla salt bir tarih çalışması yapmış olmayacak, gelecekte yaşanacak her eczacılık gününde mezarlarına bir gül bırakmış olacak,
Yalnızca o kadarla da kalmayacak,
Gelecekte modern klavyelere damlayan göz yaşları olacak…
Ve dünyanın dört bir köşesinden hiç eksilmeyecek hayır duaları olacak,
Biliyorum…
Yaşadım çünkü…