18 Mayıs 2012 Cuma

Son Güncelleme04:53:03 AM GMT

BURADASINIZ HABERLER BAKANLIK

BAKANLIK

AKDAĞ: ÜSYE'DE ANTİBİYOTİK YAZILMAYACAK BİR SİSTEM KURACAĞIZ

e-Posta Yazdır PDF

SÖZLEŞMELİ ÇALIŞMA MODELİ GELİYOR: Sağlık Bakanı Recep Akdağ, Tam Gün Yasası'nın sonuçlarını değerlendirirken, Sağlık Bakanlığı hastanelerinden beklenenden az sayıda doktorun ayrıldığını, üniversitelerde ise hocaların yüzde 10'unun tam gün çalışmayı kabul etmediğini söyledi. Yaşanan sorunların giderilmesi için yeni düzenleme yapacaklarını açıklayan Bakan Akdağ, "Sözleşmeli çalışma modeli üzerinde çalışıyoruz" dedi. Bakan Akdağ, Kanser Haftası'nın başladığı bugün kanserle ve kalp hastalıkları ile mücadele eylem planını da anlattı. Özellikle tütün, obezite ve enfeksiyon ile mücadele sonucunda 20 yıl içerisinde en az 1.5 milyon vatandaşın kanser olmasının önüne geçilmesi planlanıyor. Hükümetin en başarılı olduğu alan olarak gösterilen sağlık politikalarında vatandaş memnuniyeti yüzde 76. Bakan Akdağ, "Önümüzdeki yıllarda bu oranın daha da artmasını arzu ediyoruz. En azından bu rakamı korumamız lazım. Çünkü, nesiller değişiyor, şimdiki çocuklar ya da gençler 10 sene önceki SSK hastanelerinin halini bilmiyor. Vatandaşın beklenti seviyesi artıyor. 'Başardık, oh ne âla istirahat edelim' deme şansımız yok" diyor. Sağlık alanında gerçekleştirilecek yeni projeleri bugün yayınlanıyoruz, yarın ise Bakan Akdağ'dan sürpriz tüyolar var.

HASTA, ARABASINI BiLE KENDi PARK ETMEYECEK

Hükümetin en başarılı ilk 3 alanı arasında görülen sağlık politikalarının mimarı Bakan Akdağ, yeni projeleri açıkladı: Hastaneye gittiniz, bir vale aracınızı alacak. Hastanede sizi birisi karşılayacak, muayenenizi olacaksınız, evrakın peşinde koşmak gibi hiçbir bürokratik süreç karşınıza çıkmayacak.

* Sağlıkta bir çok değişim yaşandı, sırada ne var?

Sırada Başbakanımızın çok önem verdiği şehir hastanelerimiz var. Bunlar metropol kentlerde, bölge kentlerinde çok büyük sağlık şehirleri halinde gelişecek. Mesela, Ankara Etlik'te ve Bilkent'te 8'er hastaneden oluşacak, 3 bin 600, 3 bin 700 yataklı 2 büyük şehir hastanesi kampusu yapıyoruz. İhaleleri tamamlandı, bu yaz yapım aşamasına başlanacak ve 2015 yılının başlarında hizmete girecekler. İstanbul'da da Bahçeşehir'deki kampusun ihale süreci devam ediyor, bir kaç ay içinde bitirmeyi ümit ediyoruz. Kayseri'dekini bitirdik, bunu diğer şehirler takip edecek. Yapacağımız hastaneler çevresinden bahçesine, otoparkından hastanın muayene edildiği, yattığı odalara varıncaya kadar mükemmel standartlara ulaşacak.

İŞTE SAĞLIĞIN RÜYA PROJESİ

* Nedir o standartlar?

Hastaneye gittiniz, aracınızı park ederken, bir vale aracınızı alacak, size yol gösterecek. Hastanın muayene edildiği alana gittiğinizde yine sizi birisi karşılayacak, zaten randevulu geliyorsunuz, muayenenizi olacaksınız, kağıdın, evrakın peşinde koşmak gibi hiç bir bürokratik süreç karşınıza çıkmayacak. Huzurlu bir ortamda kendinizi ya da yakınınızı muayene ettireceksiniz. Yatmanız gerekirse tek yataklı, banyolu, tuvaletli bir odada yatacaksınız. Hastanenin içinde uzak mesafeleri birbirine yakın kılmak için yürüyen bantlar olacak. Bizim önümüzdeki 3 yıl için en önemli projemiz budur.

GÜNDE 600 BİN KİŞİ MUAYENE OLUYOR

* Merkezi Hastane Randevu Sistemi uygulamaya geçti, bu sistemi vatandaş benimsedi mi?

Sizinle röportaj yaptığımız bugün Türkiye'de 200 bin kişi Sağlık Bakanlığı hastanelerinden telefonla ya da internet yoluyla randevu alarak istediği doktora muayene oldu. Sağlık Bakanlığı hastanelerine bir günde 600 bin kişi gelip muayene oluyor. Artık Türkiye'nin neresinde olursa olsun bunun üçte biri randevu ile doktoruna ulaşmaya başladı. Nerede olursanız olun 182 numaralı telefonu arıyorsunuz, istediğiniz doktoru ve hastaneyi söylüyorsunuz, size randevu veriliyor. 2012'nin ortalarına doğru yüzde 50'leri aşacağımızı, 2012'nin sonuna doğru da yüzde 60'lara ulaşacağımızı düşünüyorum.

* Artık muayene olmak için randevu alınmadan hastaneye gidilemeyecek mi?

Biz vatandaşımızın yüzde yüzüne bu hizmeti verecek şekilde organize oluyoruz, gidip hastanede normal, randevu almadan muayene olmak isteyenlerini önünü şu anda kapatmıyoruz.

ÜNİVERSİTELERDE TIP FAKÜLTELERİNİN KONTENJANI ARTACAK

* Türkiye'nin sağlık politikalarında en çok eksikliğini duyduğu husus nedir?

Türkiye'de sağlık insan gücü sayısı çok yetersiz. Mesela Avrupa'da her 100 bin kişiye 350 doktor düşüyor, bizde her 100 bin kişiye 160 doktor düşüyor. Avrupa'da her 100 bin kişiye 700'ün üstünde hemşire, ebe düşüyor, Türkiye'de her 100 bin kişiye 200 civarında hemşire, ebe düşüyor. Yıllar boyunca meslek örgütlerinin, Tabib Örgütü'nün, hemşire örgütlerinin, üniversitelerin, Devlet Planlama'nın hatası, yanlış öngörüsü var. Şu son YÖK yönetimlerine kadar, önceki YÖK yönetimleriyle çalışmak imkânsızdı. Ozamanın YÖK yönetimleri bu işlerle uğraşacağına ideolojik körlük içerisinde hükümetle uğraşıyorlar, Cumhuriyet mitingleri filan yapıyorlardı. Şimdi üniversite, YÖK tarafı bunu iyi kavramış durumda. Kontenjanlar artacak. Doktor, hemşire, ebe, fizyoterapist ve diğerleri.

KALP HASTASI 2 SAAT İÇİNDE KARDİYOLOĞA ULAŞACAK

* Kalp sağlığı ile ilgili eylem planınız hangi aşamada?

Bütün dünyada artık ölümlerin büyük bir kısmı, neredeyse yüzde 30'a yakını kalp hastalıklarından oluyor. Hastalandırmamak, kalp sağlığını korumak ama kalp sağlığı bozulmuş kişileri de çok erken zamanda kendilerine müdahele edilecek merkezlere ulaştırmak. Kalp hastalıklarına yol açan en önemli sebepler, hareketsizlik, kilo, sigara içme, bunlarla birlikte tansiyonun, kolestrolün yükselmesi. Bireyin kendisini korumasını sağlayacağız.

* Nasıl yapacaksınız bunu?

Milli Eğitim Bakanlığı ile programlar yaparak çocukların daha o yaşlardan itibaren doğru beslenmesi, hareket etmesi, sigara kullanmaması konusunda bilinçlenmesini sağlayacağız. Tarım Bakanlığı ile çalışarak kolestrolü yükseltecek, ağır gıdaların üretimleriyle ya da reklamlarıyla ilgili bazı tedbirler alacağız. Belediyelerin bisiklet yolları yapmalarını teşvik edeceğiz, hatta belki mevzuatlarına bunları koydurmak suretiyle vatandaşın hareket edebileceği alanları artıracağız. Tıpkı sigarada olduğu gibi geniş medya kampanyaları yapacağız. Bütün hazırlıkları yaptık, bu yıl içinde başlayacak.

* Bütün bunlara rağmen hasta olanlara yönelik ne yapılacak?

Vatandaşlarımızın 2 saat içerisinde kendilerine müdahale imkânı veren bir kalp merkezine ulaşmalarını sağlayacağız. Özellikle 2015'e kadar büyük bir çoğunluğun 2 saatin içinde bir kardiyologa, uzak köylerde, ilçelerde yaşayanların bir kardiyologa değilse bile bir dahiliyeciye ulaştığı bir sistemi büyük ölçüde geliştirdik. Bölgesel bir yapılanma içerisindeyiz. Şu anda Türkiye'de 40 yerde Sağlık Bakanlığı'nın açık kalp cerrahisi yapılan merkezi var, buralarda o acil müdahaleleri yapabiliyoruz. Hava ve kara ambulanslarımız var. Burada da vatandaşın bilinç derecesi önemli, mesela kalp ağrısını mide ağrısı gibi düşünebiliyor, evinde 2-3 saat geçiriyor, gecikmiş oluyor. Bir kalp krizi başlangıcını zamanında hastaneye kavuşturursanız olay çok değişiyor.

İLAÇTA YENİ KURALLAR YOLDA

* Türkiye'ne önemli tartışma konularından birisi de ilaç tüketimi.

İlaçta biz Türkiye'de vatandaşlarımızın hakkını koruyan çok önemli kararlar aldık. Türkiye'de ilaç çok pahalıya satılmıyor. Ancak, gereksiz ilaç kullanımını yeterince önleyebildiğimizi söyleyemem. Yeni dönemdeki önemli çalışma alanlarımızdan birisi de bu olacak. Akılcı ilaç kullanımı. Vatandaşlar hekimlerini "bana illa ilaç yaz" diye zorlamamalı, ilacın ancak çok mecbur kalındığında, ihtiyaç olduğunda kullanılması gerektiğini vatandaşımız bilmeli. Bir doktor kendisine ilaç yazmıyorsa bundan mutlu olmalı. Doktorlar da bir ilacı gerçekten ihtiyaç olduğu zaman yazmalı. Kurallar koyuyoruz, bu kuralları da geliştereceğiz.

* Yeni konulacak kurallar neler?

Örneğin üst solunumu yolu enfeksiyonu dediğimiz, bu boğazımızla ilgili enfeksiyonların büyük çoğunluğu virüslere bağlıdır. Ne yazık ki Türkiye'de de dünyanın bir çok başka ülkesinde de bu boğaz enfeksiyonlarına sıklıkla antibiyotik verilmektedir. Bunun verilmeyeceği bir sistemi oluşturacağız, üstünde çalışıyoruz.

EMEKLİ DOKTORA MAAŞ MÜJDESİ

* Sağlık çalışanlarının özlük hakları ile ilgili bir düzenleme beklentisi var.

Sağlık çalışanları ek ödemelerden gelen gelirlerin de emekliliğe yansımasını bekliyor, ancak durumları diğer memurlarınkiyle aynı. Doktorlar ise kendi eğitimleri seviyesindeki diğer bazı meslektaşlarından daha düşük emekli maaşı alıyorlar. Başbakanımız bu hususta bana talimat verdi, "Maliye Bakanı ile ekonomi tarafıyla görüşün, bu işe nasıl bir çözüm yolu bulunur arayın" dedi. Biz de bazı çalışmaları yaptık, şimdi ekonomi yönetimi ve Maliye ile bunları oturup tartışacağız.

ORGAN NAKİLLERİNİN BİR ANDA ARTMASININ SIRRI TEŞVİKTE

* Organ nakli ile ilgili gelişmeler son zamanda öne çıktı, üniversiteler arasında bir organ nakli yarışı mı söz konusu?

Ben bu hususta yorum yaparak kimseyi suçlamam, ama kuralları işletirim, çünkü kurallar insanı korumak için konuluyor. Bu kurallara herkes uymak zorunda, uymayanlar için biz gereğini yaparız. Bakanlığımızın oluşturduğu komisyon bir üniversitemizden bu ruhsatı geri aldı.

* Bu eleştiriliyor.

Efendim "üniversite mi cezalandırılıyor" deniyor, hayır, üniversite neden cezalandırılsın? O üniversitemiz Türkiye'nin hâlâ en önemli tıp fakültelerinden birisine sahiptir, göz bebeğimiz bir tıp fakültesi. Bir yerde kurallara uyulmaması ya da yanlış yapılması o tıp fakültesinin adını bütünüyle lekelemez. Kim lekelemek istiyorsa da yanlış bir şey yapmış olur.

* Türkiye'de tıpta, özellikle organ nakillerinde bir çok ilk yaşanıyor, ne değişti?

Şimdi doktorlar imkân elde ediyor, imkânları yoktu. Ortam, ekipman, ekip arkadaşları, sosyal güvenliğin ödeme kolaylıkları... Biz gelinceye kadar organ naklinin parasını devlet tamamen ödemiyordu, nasıl organ nakli gelişecek? Sadece parası olanların, evini barkını satanların, imkân bulabildiği bir alandı. Bir yerde organ çıktığı zaman organ ve yerine göre takılacak kişi uçak ambulansla alınıp buluşturuluyor. Türkiye'nin bugün bu imkânları var. Ayrıca vatandaşların daha fazla organ bağışlanmasını sağlayan, geliştiren, güvenilir sistemler kurduk.

ORGANLARIMI BAĞIŞLADIM

* Siz organlarınızı bağışladınız mı?

Ben de organlarını bağışlayan kişilerden birisiyim.

* Dinen uygun olmadığı yönünde görüşler de dile getiriliyor.

Dinen sakıncası olmadığını benim söylememin bir anlamı yok, ben din adamı değilim ama dinen sakıncası olmadığını Diyanet İşleri Başkanlığı'nın Din İşleri Yüksek Kurulu bir fetvası ile ortaya koydu. Ona itibar etmek gerekir.

BUGÜN

Son Güncelleme: Çarşamba, 04 Nisan 2012 02:30

''SAĞLIK ÇALIŞANININ HAKKINI BİZ KORUYACAĞIZ''

e-Posta Yazdır PDF

Bakan Akdağ: Bir sağlık çalışanı herhangi bir şekilde şiddete maruz kalır da mahkemelik olursa, onun bütün avukatlık işlerini doğrudan Sağlık Bakanlığı olarak biz takip edeceğiz. Bu kamuda ilk oluyor.

 

Sağlık Bakanı Recep Akdağ, ''Türkiye'de sağlık çalışanlarının sayısı olması gerekenin çok altında. Avrupa ortalamasında her 100 bin kişiye 350 hekim düşüyor. Türkiye'de bu sayı 160'' dedi.

Akdağ, yeni binaya taşınmaya başlayan Adana Numune Eğitim Araştırma Hastanesi'ni ziyaret ederek, sağlık çalışanlarıyla bir araya geldi. Hastaneye gelişinde çiçekle karşılanan Bakan Akdağ'ın yanına gelen Ayşe Atasoy, eşi Osman Atasoy'un nöroloji yoğun bakım ünitesinde tedavi gördüğünü bazı sıkıntılar yaşadıklarını aktardı. Akdağ, Atasoy ile bir süre görüşerek, sorunlarını dinleyip, not aldırdı. Akdağ, Atasoy'a sorunuyla ilgileneceklerini belirtti.

Daha sonra personel yemekhanesine giden Akdağ, sıraya girerek tabldot yemekten alarak çalışanlarla birlikte yemek yedi.

Hastaneyle ilgili bilgiler alan Akdağ, konferans salonunda gerçekleştirilen ''Sağlık Çalışanları Toplantısı''nda, Türkiye'de 9 yıldır önemli bir dönüşüm programını yürüttüklerini söyledi. Bakan Akdağ, hükümet olarak Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın öncülüğünde bunun planlamasını, programını yaptıklarını belirtti.

Sağlıkta dönüşüm programı adı verilen bu projenin stratejisini, yol haritalarını belirlemenin zaman aldığını, bunun kolay olmadığını anlatan Akdağ, ''Bu dönüşümün zaman zaman sıkıntılarını çektik. Ama, hakikaten bunlara değer. Güzel bir iş, doğru bir iş yapıyoruz'' dedi.

Akdağ, doktorluk yaptığı dönemde yaşadıklarından da örnekler vererek, şöyle devam etti:

''Ben de bir hastanede çalışıyordum. Üstelik üniversite hastanesiydi. Ama felaket şartlarda çalışıyorduk. 8-10 yavrumuzu bir odada yatırmak bir tarafa, yerine göre kalabalıktan dolayı koridora yatırdığımız olurdu. Anneler de geceleri yere mukavva sererek, üstünde yatarlardı. Biz de onların gece vizitelerini yapardık. O sırada anne mukavvanın üstünde dinlenmeye çalışırdı. Bu aslında insanlık dışı bir şey. Kimse bunu kurgulayarak yapmaz. Bizden önceki iktidarlar da bunu böyle yapmazlar. Ama sebebi her ne olursa olsun resim buydu. Kırık dökük sağlık ocakları, hastayı taşımak için içine koyduğunuz zaman içinde hastayı entübe etmeye çalışacağınız cihazı olmayan ambulanslar. Şimdi gelinen bu süreç birlikte büyük bir başarının hikayesidir. Buradaki başarı kuşkusuz birinci derecede siz sağlık çalışanlarının başarısıdır. Allah hepinizden razı olsun. Biliyorum üstünüzde büyük yük var. Biliyorum ki şartlar benim sizin için istediğim kadar henüz iyileşmiş değil. Ama bütün bunlara rağmen siz büyük bir iş başardınız.''

-''Sigarayla mücadelede birinci ülke konumuna geleceğiz''-

Akdağ, sağlık alanında yaşanan gelişmelerin sonucunda, artık uluslararası toplantılarda, geri kalmış bir ülkenin sağlık çalışanları olarak gündeme gelmediklerini söyledi.

Modern ülke Türkiye'nin sağlık çalışanları olarak gündemde yer aldıklarını belirten Akdağ, ''Türkiye söz konusu olduğu zaman, Dünya Sağlık Örgütü, UNICEF, OECD, dünyanın sayılı tıp dergileri Türkiye'yi önemli ülkelere model olarak gösteriyor. Türkiye dünyada sigarayla mücadelede ilk 4 ülke arasında gösteriliyor. Allah nasip ederse, bu yılın sonunda dünyada liderliğe oturup, birinci ülke konumuna geleceğiz. Bütün bunları sizlerle gerçekleştiririz'' dedi.

Akdağ, Türkiye'de sağlık çalışanı olmanın zor bir iş olduğunu, bunun sebebinin üzerinde durulması gerektiğini ifade etti. Bakan Akdağ, kendisinin de bakan olduktan sonra bunun sebebini araştırdığını ve cevabı bulduğuna işaret ederek, şunları kaydetti:

''Türkiye'de sağlık çalışanlarının sayısı olması gerekenin çok altında. Doktor için de hemşire için de psikolog için de bu böyle. Böyle olduğu zaman üstümüzde çok büyük iş yükü oluşuyor. Avrupa ortalamasında her 100 bin kişiye 350 hekim düşüyor. Türkiye'de bu sayı 160. Hemşire-ebe sayısı 200'ün biraz altında. Avrupa ortalamasında bu sayı 750'lere dayanıyor. Türkiye'deki her bir hemşire ya da ebe, Avrupalı meslektaşının en az 3 katı kadar bir iş yüküne sahip oluyor. Biz Sağlık Bakanlığı olarak dışarda ebeler, hemşireler var onları istihdam mı etmiyoruz. Tam tersine 'fazla kadro açıyorsunuz' diye özel sektör ve üniversitelerden bize şikayet geliyor. Bugün işsizlik oranlarına baktığınızda, Türkiye'deki en düşük işsizlik oranı sağlıkçıların arasındadır. Sağlık Meslek Lisesi'nden bile mezun hemşireyseniz işiniz hazır. Çok az kimse belki iş bulamıyor. Onlar da devlette çalışmak istiyor, bulunduğu şehirde mesela İzmir'de çalışmak istiyor.''

Akdağ, yıllar boyunca bu gerçeğin göz ardı edildiğini, 14 Mart Tıp Bayramlarında doktor sayısının fazla olduğu, acilen tıp fakültesindeki öğrenci sayısının azaltılması gerektiği yönünde konuşmaların yapıldığını hatırlattı.

-''Sağlık çalışanının hakkını biz koruyacağız''-

Akdağ, zaman zaman sağlık çalışanına karşı şiddetten bahsettiklerini, buna karşı asla müsamahalarının olmadığını, bir şiddet teşebbüsü bile olsa bizzat bakanlıktan bunu takip ettiğini vurguladı.

Son yapılan teşkilat kanununda da bu konuyla ilgili önemli imkan geliştirdiklerini ifade eden Akdağ, konuşmasını şöyle sürdürdü:

''Bir sağlık çalışanı herhangi bir şekilde şiddete maruz kalır da mahkemelik olursa, onun bütün avukatlık işlerini doğrudan Sağlık Bakanlığı olarak biz takip edeceğiz. Bu kamuda ilk oluyor. İkinci bir örneği yok. Bir öğretmene, mühendise, savcıya, polise şiddet davranışı olduğunda herkes kendisi avukat tutar. Kendi hakkını aramaya çalışır. Ama sağlıkta biz bu sistemi getirdik. Doğrudan sağlık çalışanının kişisel hakkını, Sağlık Bakanlığı'nın avukatlarıyla biz koruyacağız.''

-Hastanelende ''beyaz kod'' uygulaması-

Akdağ, sağlık çalışanlarına yönelik şiddet olaylarının tamamen ortadan kalmayacağını anlatarak, şunları söyledi:

''Her toplumda psikopatlar var. Kırmızı ışıkta duruyorsunuz, arkanızda bir araç duruyor. Durmadan size klakson çalışıyor. Es kaza arkaya dönüp, 'neden klakson çalıyorsun' deseniz, adam size silah çekiyor. Maalesef böyle maganda tipler, psikopatlar var. Böyle adamların olduğu yerde günde 1.5 milyon insanla karşılaşan sağlıkçılar zaman zaman böyle terbiyesizliklerle karşılaşabilirler. Elimizden geldiğince bunları azaltmaya çalışıyoruz.

Biliyorsunuz hastanelerde mavi kod adı altında, canlandırma gereken ya da çok acil duruma düşen hastalara yardım etmek için sistemlerimiz var. Şimdi bir de hastanelerde beyaz kod var. Benim bir tek kardeşimin, bir meslektaşımın başına böyle bir durum geliyorsa benim için önemlidir. Bunun için her kodu kullanırım. Şimdi hastanelerimizde her hangi bir kabalıkla karşılaşan, fiziksel şiddetle karşılaşan değerli meslektaşlarım derhal bu beyaz kodu faaliyete geçirebileceksiniz ve mutlaka yardımınıza güvenlik görevlileri gelecektir.''

Akdağ, daha sonra basına kapalı olarak sağlık çalışanlarıyla bir süre daha görüşüp, sorunlarını dinledi.

Toplantıya Adana Valisi Hüseyin Avni Coş, AK Parti Adana Milletvekilleri Necdet Ünüvar ve Mehmet Şükrü Erdinç de katıldı.

Son Güncelleme: Pazar, 01 Nisan 2012 16:29

AKDAĞ: SAĞLIK HAKKINI PİYASAYA TESLİM ETMEDİK

e-Posta Yazdır PDF

Sağlık Bakanı Prof. Dr. Recep Akdağ, "The Economist" dergisinin düzenlediği "Avrupa'daki Sağlık Hizmetleri" panelinde, Türkiye'de sağlık alanındaki reformları gerçekleştirirken, odaklarına insanı yerleştirdiklerini söyledi.

 

CENEVRE -İsviçre'nin Cenevre kentinde düzenlenen "Avrupa'daki Sağlık Hizmetleri: Entegrasyon, Değişim, Sürdürülebilirlik: Keşfetme zamanı" paneline katılan Sağlık Bakanı Akdağ, Türkiye'nin sağlık uygulamaları alanında attığı adımları anlattı.

Paneldeki konuşmasında, "Politikacının amacı insanı mutlu etmek olmalıdır. Dolayısıyla sağlık hizmetlerinin, reformlarının amacı da bu olmalıdır. Sağlık politikalarını güçlendirirken ya da reforme ederken, konunun etik temeli son derece önemlidir" diyen bakan Akdağ, AK Parti hükümetlerinin yaklaşık 9 senedir Türkiye'de, "Önce insan" diye yola çıktığını ve hakkaniyeti hep önemsediğini belirtti. Akdağ, "Herkes için sağlık" prensibini sadece sözde değil eyleme de geçirdiklerini ifade etti.

-"Sağlık, piyasa şartlarına terk edilmeyecek kadar önemli"-

Reform sürecinde en önemli unsurlardan birinin "hız" olduğuna dikkati çeken bakan Akdağ, "Herhangi bir konuyu reforme etmek istiyorsanız, mutlaka sağlık alanında hızlı davranmalısınız. Aksi takdirde çıkarları zedelenenler, karşı tedbirler alacaktır. Değişim karşıtları, tahmin ettiğimizden zorlu ve etkili çıkabilir" ifadelerini kullandı.

Vatandaşın sağlık hizmeti almasını sağlamak fikrinin hep ana fikir olduğunu dile getiren bakan Akdağ, "Vatandaşın sağlık hakkını hiçbir zaman piyasaya teslim etmedik. Piyasadan, özel sektörden ciddi ölçüde yararlanıyoruz. Bundan sonra da yararlanacağız. Onlarla ortaklıklar kuracağız" dedi. Akdağ, sağlık alanının, piyasa şartlarına terk edilmeyecek kadar önemli bir alan olduğunun altını çizdi.

"Gerçekten MR'a ödememiz gereken parayı doğru mu ödüyoruz" sorusunu da soran Bakan Akdağ, bazı ülkelerdeki MR fiyatlarına dair katılımcılara bilgi vererek, İstanbul'a MR için gelinip, bir boğaz turu yapılabileceğinden söz etti. Akdağ'ın bu sözleri, salondaki katılımcılar tarafından tebessümle karşılandı.

Panelin soru-cevap bölümünde obeziteye ilişkin bir soru üzerine Bakan Akdağ, şu yanıtı verdi:

"Obezitenin nasıl bir yük olduğunu hepimiz biliyoruz. Bizim reformlarımız bununla yakından ilgilenmeli. Bu sadece basit promosyonlarla, medya kampanyalarıyla olmaz. Danimarka'da da olduğu gibi cesur adımlar atmalıyız. Hükümetleri ve diğer kuruluşları da bu konuya destek vermeleri için teşvik etmeliyiz. Bunu tek başına sağlık bakanlıkları başaramaz."

-"Türkiye'de kişi başı 900 dolar harcıyoruz"-

"Avrupa'daki Sağlık Hizmetleri: Entegrasyon, Değişim, Sürdürülebilirlik: Keşfetme zamanı" konulu paneli değerlendiren Sağlık Bakanı Recep Akdağ, "Türkiye'de yaptığımız sağlıkta dönüşüm programı, artık Avrupa tarafından, dünyanın geri kalan kısmı tarafından takip ediliyor. Çünkü gerçekten büyük bir başarı örneği var Türkiye'de" dedi.

Panelde birtakım örnekler verdiğinden söz eden Bakan Akdağ, "Sağlık alanında, satın alma gücüne göre değerlendirdiğimiz zaman ABD'de, kişi başına yılda 7 bin 900 dolar para harcanıyor. İsviçre'ye geldiğiniz zaman 5 bin dolar, Almanya'da 4 bin dolar, İspanya'da 3 bin küsur dolar, Türkiye'de sadece 900 dolar harcıyoruz. Dolayısıyla verimli bir sistem kurduğumuz çok aşikar. Avrupa'nın dikkatini çekiyor tabii. Tecrübe paylaşımı da her zaman yararlı oluyor. Bugün bu tecrübeleri paylaştık" diye konuştu.

Türkiye'deki reformun çok başarılı bulunduğunu aktaran Bakan Akdağ, Avrupalılara bazı teknolojilerin ve birtakım tekniklerin neden Avrupa'ya bu kadar pahalıya mal edildiğini sorduklarını ancak bu sorularının cevapsız kaldığını ifade etti. Avrupa'daki yüksek maliyetlere dikkati çeken bakan Akdağ, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Neden herhangi bir ülkede bir MR çekimi, 1000 dolara mal olsun. Ya da 800 dolara mal olsun. Bunun bir anlamı yok. Kullanılan cihazlar belli. Bu cihazlarla yapılan çekimleri rapor eden hekimler belli. Diyelim ki, burada personele verilen paralar biraz daha yüksek. Ama Türkiye'de bunu devlette 50 dolara mal ediyorsanız, 100 dolara mal ediyorsanız özel sektörde, hadi bu sebeplerle 150 dolara mal edilsin bu ülkelerde. Böyle olmuyor. Avrupa'nın birtakım lobi güçleriyle biraz daha yakın mücadele etmesi gerekiyor. Dolayısıyla hep krizden bahsediliyor, para ihtiyacından bahsediliyor, kim bahsediyor? Türkiye'nin 5 misli 6 misli gayri safi yurtiçi hasılası, milli geliri olan ülkeler bahsediyor. Burada bir yanlışlık var. Biz bir şekilde parayı getirip, vatandaşımıza hizmet edebiliyoruz, onlar getiremiyorlar."

Panelin ardından Türkiye'nin Cenevre Başkonsolosu Nurdan Bayraktar tarafından onuruna verilen öğle yemeğine katılan Bakan Recep Akdağ'ın Türk Hava Yolları'nın (THY) akşam saatlerindeki tarifeli uçağıyla yurda dönmesi bekleniyor.

Son Güncelleme: Salı, 27 Mart 2012 04:32

SAĞLIKTA KURUMLAR ARASI NAKİL DÖNEMİNE GEÇİLİYOR

e-Posta Yazdır PDF

Sağlık Bakanlığı, 2 Şubat 2012 tarihinde yayımladığı genelgede, 663 sayılı KHK ile kurulan kurumları ve bu kurumlara bağlı taşra teşkilatını tek tek belirtmişti. 7 Mart 2012 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan yönetmelik ile de hizmet birimlerinin görev tanımları ve yetkileri belirtilmiştir. Yönetmeliğe göre; her bir kurumda personel naklinin nasıl olacağı yönergelerle düzenlenecektir.

 

663 sayılı KHK 3 Kasım 2012 tarihli Resmi Gazetede yayımlanmıştır. KHK'nın geçici 2. maddesine göre "KHK'da belirtilen düzenleyici işlemlerin en geç 1 yıl içinde yürürlüğe konulması" gerekmektedir. 1 yıllık süre 3 Kasım 2012'de dolacaktır. bakanlık bu süreye kadar tüm mevzuat işlemlerini bitirmiş olacaktır.

KHK ile Sağlık Bakanlığı dışında, Türkiye Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü, Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu, Türkiye Halk Sağlığı Kurumu ve Türkiye İlaç ve Tıbbî Cihaz Kurumu olmak üzere 4 kurum daha kurulmuştur. Kamu Hastane Birlikleri, "Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu"nca kurulacak ve işletilecektir.

Şuan için, Sağlık Bakanlığına bağlı birimlerde çalışanlar açısından "Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu", "Türkiye Halk Sağlığı Kurumu" iki önemli kurumdur. Genelgeye göre, birinci basamak sağlık kurumları (Aile sağlık merkezi birimleri, sağlık evleri, E-II ve E-III grubu ilçe devlet hastaneleri, aile hekimliği birimleri) Türkiye Halk Sağlığı Kurumunun taşra teşkilatı birimleri olacaktır. Ancak ikinci ev üçüncü basamak hastanaler, diş hastaneleri, semt poliklinikleri ise hastane birliklerine ve dolaysıyla "Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu"na bağlı olacaktır.

KHK'ya göre her kurum bağımsız tüzel kişiliği olan ayrı birimlerdir. Ayrı kurum olduğu için de, nakillerde artık bugünkü sistem değişecektir.

7 Mart 2012 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan Genelgeye göre, bağlı kurumlardaki personelin atama ve nakillerinin kendi içinde nasıl olacağı, yönergeyle düzenlenecektir. Yönergeler sadece o kurumun iç işleyişine ilişkin olacaktır.

Yeni yapılanma gereğince bir süre sonra Bakanlık atama ve yer değiştirme yönetmeliğinin de değişmesi gerekmektedir.

Değişiklikler sonrasında örnek vermek gerekirse;

- "Türkiye Halk Sağlığı Kurumu" bağlı örneğin aile sağlık merkezinden, "Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu"na bağlı 2 veya 3. basamak sağlık kurumuna geçebilmek için kurumlar arası nakil prosedürü uygulanacaktır.

- Yine "Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu"na bağlı 2. veya 3. basamak sağlık kurumunda çalışan bir personelin, Bakanlığın taşra birimi olan il sağlık müdürlüğüne geçebilmesi kurumlar arası nakle tabi olacaktır.

Bu örnekler, taşra hizmet biriminin hangi kuruma bağlı olduğuna bakılarak arttırılabilir.

Hali hazırdaki uygulamada, Bakanlık birimleri arasındaki geçişlerde hizmet puanı esas alınmakta, boş yerler duyuruya çıkılarak talep alınmakta ve hizmet puanı üstünlüğüne göre atama yapılmaktadır. Ancak kurumlar arası nakilde, bu işlemin nasıl olacağı, Bakanlığın yönetmelik değitirmesi ve yönergelerin yürürlüğe girmesi sonrasında netleşecektir.

memurlar.net

Son Güncelleme: Salı, 13 Mart 2012 06:30

AKDAĞ: NOBEL ÖDÜLÜ ALANI ÖYLE PERFORMANS DEĞİL, ALTINA BOĞMAK LAZIM

e-Posta Yazdır PDF

Sağlık Bakanı Recep Akdağ, Türkiye'nin sağlık sisteminin artık bir model olduğunu belirterek, ''Özgün bir model. Ancak başka ülkelerin de alıp kullanabileceği bir model'' dedi.

 

Bakan Akdağ, Sağlık Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı ve Yüksek Öğretim Kurumunun (YÖK) desteğiyle Pendik Green Park Oteli'nde düzenlenen ''Sağlık Eğitimi Kongresi''nin açılışında yaptığı konuşmada, sağlık eğitiminin her bireyin, aynı zamanda toplumun vazgeçilmez ihtiyacı ve herkesin hakkı olan sağlık hizmeti alma ihtiyacının çok önemli bir parçası olduğunu söyledi.
    

Eğitilmiş sağlık insan gücünün, birey ve toplumun ihtiyaçlarıyla örtüşmesi gerektiğini vurgulayan Akdağ, Türkiye'de yıllarca sağlık iş gücünün yeterli olup olmadığının en çok konuşulan konular arasında yer aldığını, 2003'den önce Türkiye'de sağlık iş gücü yetersizliğinden bahsedildiğini hemen hemen işitmediklerini, 14 Mart tıp bayramlarında genellikle doktor sayısının fazla olduğundan, öğrenci sayısının azaltılması gereğinden bahsedildiğini, Türkiye'de doktorlar ve 2002 yılı sonlarında hemşirelerin iş bulmakta zorlandığını kaydetti.
    

Akdağ, ''Başbakanımızla hangi şehre gidersek gidelim önümüze hemşireler, diğer sağlık mensupları çıkıp istihdam arayışı içerisinde tavırlarını ortaya koyuyorlardı, çok da örgütlüydüler. Özellikle ilk yıl nereye gitsek ben tedirgin oluyordum. 'Önümüze çıkacaklar, protesto edecekler, niye bize iş vermiyorsun diyecekler'. Gelin görün ki yıllar içerisinde ortaya çok farklı bir tablo çıktı'' diye konuştu.
    

Dünya ve özellikle Avrupa ile kıyaslandığında Türkiye'deki doktor, hemşire ve diğer sağlık personeli sayısının yetersiz olduğunu ve bu sayının mutlaka arttırılması gerektiğini vurgulayan Akdağ, TÜİK'in yaptığı anketlerde diplomalı kişiler açısından istihdam sorununun en az yaşandığı ya da hiç yaşanmadığı alanın sağlık olduğunu bildirdi.
    
     -''Daha esnek çalışma modelleri oluşturmalıyız''-
    
     Bakan Akdağ, daha esnek çalışma modelleri oluşturulması gerektiğini vurgulayarak, şunları kaydetti:


     ''Madem Türkiye'de sayıyı arttırmak zorundayız. Bence Türkiye'de bunun tartışılacak bir tarafı yok. Bu tartışmaları lüzumsuz ve zaman kaybı olarak görürüm. Bu sayıya ulaşmak için altyapıyı nasıl hazırlayacağız, insan kaynaklarımızı nasıl paylaştıracağız- Belki zaman zaman uzaktan eğitimleri, bunları nasıl kullanacağız- Bence bunları tartışmanın zamanı gelmiş durumda. Belki YÖK'ün de burada bazı açılımlar yapması gerekiyor. Daha esnek çalışma modelleri oluşturmalıyız. Halkın ihtiyacı var. Sağlık insan kaynağı açısından, eğitilmiş insan kaynağı açısından... Bu insan kaynağını yetiştirecek kurum da birinci derecede üniversiteler ve YÖK'tür. Bunun ülke sathında planlanması lazım. Herhangi bir biçimde öğrencilerimizi 200-300 kişilik amfilere koyarak burada bir hocanın ders anlattığı, öğrencilerin de not aldığı bir eğitim düzeniyle götürüyorsak, burada bir yanlış var. Özellikle yaşı başı bayağı ilerlemiş hocalarımızın peşine 10-20-30 kişiyi takarak yaptığı vizitlerle de bu işin yürüyeceğine inanmıyorum. Artık böyle bir çağda değiliz.''
    

Teorik eğitimin mümkün olabildiğince dijital ortamlarda sağlanması gerektiğini belirten Akdağ, yıllarca ''inanılmaz'' bir bilgi yükü altında ezildiklerini, bunun da tıp eğitiminde tartışmaya açılması gerektiğini söyledi.
   

  Son yıllarda Türkiye'de sağlık alanında büyük işler gerçekleştirdiklerini, yapılan bütün anketlerde Türk halkının bunu ''büyük bir vefa duygusu'' şeklinde ortaya koyduğunu ifade eden Akdağ, konuşmasını şöyle sürdürdü:
    

''Uluslararası kuruluşlar da ortaya koyuyor. Türkiye'nin sağlık sistemi artık bir model, özgün bir model. Ancak başka ülkelerin de alıp kullanabileceği bir model. Kaynakların olabildiğince verimli kullanılabildiği ve sağlık hizmet sunumunun bir taraftan her vatandaşa ulaştığı, öbür taraftan da vatandaşlara bu hizmetin ulaştırılabildiği diğer gelişmiş ülkelerle kıyaslandığında onlarla mukayese edilemeyecek kadar ucuza mal edildiği verimli bir sistem oluşturduk. Ancak bu sistemin oluşturulmasında en büyük katkısı olan sağlık çalışanlarının gelin görün ki bugün üzerlerinden iş yükü belki diğer Avrupa ülkeleriyle kıyaslandığında en ağır iş yükünü oluşturuyor. Bunun sebebi de kanaatimce birinci derecede insan iş gücü sayısındaki eksikliktir. Biz bu yükü süratle azaltmak durumundayız. Kaliteden taviz vermeden, altyapıyı iyi oluşturarak bu sayıyı hep birlikte arttıracağız.''
    
     -Tam Gün Yasası-
    
     Bakan Akdağ, Tam Gün Yasası'na da değinerek, ''Şöyle tartışanlar var, 'efendim, tam günden sonra eğitim mahvolacak, çok kötü olacak bu işler... Hatta kötü oldu. Hocalar artık dışarıyı tercih ediyor' diye olmayan bir husus tartışılıyor Türkiye'de'' şeklinde konuştu.
    

Mecliste kendisine ''Nobel Ödülü alan bir öğretim üyesine 140 lira verilecek. Performansta böyle yapmışsınız. Siz Nobel Ödülü alana nasıl 140 lira verirsiniz-'' denildiğini hatırlatan Akdağ, ''Nobel ödülü alanı öyle performans değil, altına boğmak lazım. Bir kişi alsın keşke... Ben garantisiyim. Hiçbir yerden olmasa ben ona 40 tane sponsor bulur, onu böyle üstünden aşağı altına boğacak bir imkan temin ederim. Söz veriyorum. Türkiye'den bir kişi keşke tıp alanında bir Nobel Ödülü alsa... Olur da yani, neden olmasın'' şeklinde konuştu.
    

Nobel'in bir ödül sayılıp, bu ödülün karşılığının 140 lira sayılmasının YÖK'ün yaptığı yönetmelikle ilgili olduğunu, bunun hükümet ya da Sağlık Bakanlığı ile uzaktan yakından alakası bulunmadığını dile getiren Akdağ, şunları kaydetti:
   

  ''Hükümet olarak Tam Gün Kanunu'nda kazançların üst sınırlarını belirledik. Sabit maaşın şu kadar katı bir kazanç öğretim üyesine takdim edilebilir. Ben bunu üniversite olarak nasıl takdim edeceğim- Nasıl bir yönetmelik yaparsanız öyle takdim edeceksiniz. Nitekim bu yönetmeliği YÖK yaptı, biz de destek olduk gerçi... Eğer biz performans çalışmalarını eğitimle ilişkilendirmek istiyorsak doya doya, istediğimiz kadar ilişkilendirebilecek durumdayız. Şu anda yapılmış kanunlar buna müsait. Yeni bir kanun yazmaya lüzum yok. Top sizde (YÖK). İlişkilendirmek de gerekir.''

Son Güncelleme: Salı, 13 Mart 2012 06:30

Sayfa 1 / 13

  • «
  •  Başlangıç 
  •  Önceki 
  •  1 
  •  2 
  •  3 
  •  4 
  •  5 
  •  6 
  •  7 
  •  8 
  •  9 
  •  10 
  •  Sonraki 
  •  Son 
  • »